Muratlarının mı, Muradlar Üzre misin? Murat!

Muratlarının mı, Muradlar Üzre misin? Murat!

1252621 Temmuz 2013 tarihli, “Erkekliğin Müşavire mi Ali YALÇIN?” isimli yazıma binaen, Eğitim Bir-Sen’in İstanbul’daki yöneticilerinden bir zat, “TES Şube Sekreterine Cevap: İpin Kadar Özgürsün (!)” başlığıyla atıfta bulunmuştur.

Yazısında hem şahsıma hem de şahsım üzerinden üyesi bulunduğum sendikama hakareti mal bulmuş mağribi edasıyla, kibir içersinde ifade etmekte hiçbir beis görmemiştir. Sayın yönetici yazısının sonuna, “İşine de içine de siyaseti ve siyasetçiyi karıştırmayan Eğitim-Bir-Sen karşısında sen ancak, ipin kadar özgürsün unutma!” , “Otur oturduğun yerde.” sözlerini de ekleyerek kişiliğinin ve ferasetinin ciddiyet seviyesini ifşa etmiştir.

Terbiyem bu hakarete cevap vermemeyi elzem kılmaktadır. Ancak Sayın Yöneticinin bu sözleri, 4. Murat’ın Vezirlerinden Tahir Efendi’nin, dönemin şairlerinden Nef’i’ye kelb demesi üzerine Nef’i’nin cevap olarak verdiği şu şiiri aklıma getirmedi değil;

“Bize kelb demiş Tahir Efendi
İltifatı bu sözüyle zahirdir
Maliki’dir benim mezhebim zira
İtikadımca kelb, tahirdir…”

Ama insan her aklına geleni söyleyemiyor. “Cahillere ve hak tanımazlara, sükût ile karşılık veriniz.” Diyen Hacı Bektaş-ı Veli çok doğru söylemiş.

Murat Hoca bilir misin? İlmin kapısı Hz. Ali, “En ahmak insan, kendini herkesten en akıllı sanandır.“der. İtikadımızca aslolan külli iradedir. Ve bu, yalnız ve ancak Allah’ın iradesidir. Bir de Yaratıcının kullarına bahşettiği cüz-i irade vardır. İnsanlar cüz-i iradeyi kullanarak eylemlerine karar verirler. İnsan, iyiyi-kötüyü, doğruyu-yanlışı, güzeli-çirkini işte bu cüz-i iradeyi kullanarak tercih eder. Bu da bir anlamda Allah’ın kullarını imtihanıdır.

Müslümanın birinci vazifesi zulmü durdurmaktır. Başörtüsü yasağı ise bir zulümdür. Bu zulüm, halkının yüzde 99’u Müslüman olduğu söylenen bu ülkede uygulanıyorsa bu durumun iki kere düşünülmesi gerekmez mi? Darbe zihniyetinin ürünü olan başörtüsü yasağının bertaraf edilmesinin yolu kesinlikle ve kesinlikle siyasilerden geçmektedir. Bunu gayet iyi bilirsiniz. Hali hazırda Türkiye’de halkın yüzde elli ’sinin oyunu alarak iktidar olmuş bir hükümet vardır. Sayın Başbakanın bu olayı çözebilecek dirayette olduğu su götürmez bir gerçekliktir. Kaldı ki Sayın Başbakan nezdinde hükümete konunun çözümü için destek verecek diğer siyasi yapılarda mevcutken gereğinin ivedilikle kimler tarafından hal olması gerektiği malumunuzdur, değil mi?

Bir eğitim sendikasının bakanlık birimleriyle yaptığı yazışmalara dayanarak 22 Temmuz tarihli yazılı basın açıklamasında: “MEB Hukuk Müşavirliği Danıştay’ın bu kararına itiraz dilekçesi gönderdi. Dilekçenin altında Milli Eğitim Bakanı Nabi AVCI’nın imzası da var. Maalesef Nabi Avcı’da başörtüsünü işten atılma gerekçesi olamayacağına hükmeden Danıştay’ın kararına itiraz edenler arasında yerini aldı.” Açıklaması da olayın salt sorumluluğunun MEB Hukuk Müşavirinde olmadığının ifadesi değil midir?

Hal böyleyken, sendikanız genel merkez yöneticilerinden birisinin kalkıp meselenin çözümüne sanki MEB Hukuk Müşaviri taş koyuyormuş gibi oldukça sert ifadelerle (Anadolu’da bu tip tavra ERKEKLENME denir. Bildiğini zannediyorum) karşılık veriyorsa burada samimiyetten bahsetmek ne kadar gerçekçi olur, söyler misin Ey Murat Hoca!

Maalesef gerçekler acıdır. Sendikanız Genel Merkezinin Sayın Yöneticisinin durumun safahatından habersiz olduğunu zannetmiyorum. Sayın Yöneticinizin bile bile lades dediği kanaatini taşımaktayım. Diyorsun ki; “Türk Eğitim Sen Şube Sekreteri kendince mantıklı cümleler sıralayarak zihinleri bulandırmaya kalkıp, istifa edip emekliliğini isteyen kişiyle ilgili duygusal yakınlığını ortaya koymuş” Müşavir beyle duygusal yakınlığım olduğunu hangi halet-i ruhiye ile söylediniz bilmiyorum, ama umurumda da değil. Müşavir Beyin duygusal yakınlığı, olsa olsa sizinle olabilir, zira müşaviri oraya ne ben, ne de sendikam atadı. Kimin atadığını merak ediyorsan, “İşine de içine de siyaseti ve siyasetçiyi karıştırmayan Eğitim-Bir-Sen”’in özgürlüğü ipsiz olan yöneticilerine sor, cevabını alırsın.

Makam, mevki, tayin, GÖREVLENDİRME, iş görme, yandaş kayırma, pay verme, nemalanma-nemalandırma, olur-olmaz vaatlerde bulunma, korktuklarında inançlarını dahi pazarlara açık etme ben gibilerin değil, başkalarının gölgesini kendi gölgesi zanneden zavallılarındır.

Murat Hoca buyurmuş ki;“Otur oturduğun yerde.”Yani, senin etin ne budun ne! Çapsızlık yapma! Hadi oradan, hadsiz. Demek istemiştir.

Bir gün, zengin adamın biri yemek yiyordu, sofrasında pişmiş tavuk vardı. Bir dilenci gelip, kendisinden bir şey istedi. Dilenciye bir şey vermeyip, onu eli boş geri çevirdi. Adam çok mal ve servet sahibi idi. Bir gün karısı ile arası açılıp, boşandılar. Karısı başka kocaya vardı. Kadının ikinci kocası yemek yerken bir dilenci ondan bir şeyler istedi. Sofrasında pişmiş tavuk bulunan adam karısına:
– “Pişmiş tavuğu alıp dilenciye verdi. Kadın dilenciyi görünce, kendisine yabancı gelmedi. Biraz düşündü ve ilk kocası olduğunu anladı. Durumu ikinci kocasına bildirdi.

İkinci kocası:
“Allah a yemin ederim ki, o adamdan bir şeyler isteyen fakir dilenci ben idim. Allah da onun mal ve servetini alıp, bana verdi” dedi.

Mesele, neye inandığın değil, nasıl inandığındır. Gerektiğinde inandıkların için döne döne dövüşebilmektir. Madem yazdığım yazıya celallenip şiddetle cevap verdiniz, savunduklarınız adına aşağıdaki soruların yanıtını da verebilmelisiniz?

Sayın Müşavir neden istifa etmek/emekliliğini istemek zorunda kalmıştır?

Sayın Müşavire baskı mı yapılmıştır?

Danıştay Kararı’na itiraz dilekçesinde Milli Eğitim Bakanı Sayın Nabi Avcı’nın da imzasının olduğu kamuoyunca bilinmekteyken, Sayın Sendika Genel Merkez Yöneticisi ve siz, Bakanla ilgili olarak da benzer bir açıklama yapacak ya da yapabilecek misiniz?

Ardahanlı Murat Hoca, şahsımla ilgili olarak da tavsiye amaçlı şunu söylemiş:

Öğrendiğim kadarı ile şube başkanı görevi bırakacağı için başkanlığa sulanan ve kime çakarsam iyi reklamım olur diye düşünen zat okuyup, kıssadan hisse payını alsın istedim.

Bu sözleriniz üzerine söylenecek hiçbir şey yok aslında, ama hani kıssadan hisse almak babından tavsiyelerin üzerine yanıtlamadan geçmeye de gönlüm elvermiyor.

Şöyle ki;

Hani ben, öğrendiğiniz kadarıyla ve size göre, şube başkanı görevi bırakacağı için başkanlığa sulanıyormuşum, dolayısıyla reklam yapmak için birilerine ÇAKMAM gerekiyormuş ya!…Onun gereği olarak birilerine çakmışım ya!

Demek öyle bir çakmışım ki; ta Artvin’den İstanbul Sultanbeyli Namık Kemal Ortaokulu’nun 2008 yılında 1 yıl GÖREVLENDİRME Müdür Baş Yardımcılığını, 1 yıl Yaşarpaşalı İlköğretim Okulunda yine GÖREVLENDİRME Müdür Baş Yardımcılığını, Turgut Reis İlköğretim Okulunda GÖREVLENDİRME Müdür Baş Yardımcılığını ve hala Namık Kemal İlkokulu-Ortaokulu’nda Müdür VEKİLLİĞİ’ni yapan siz Murat ŞİT,  rahatsız oldunuz, öyle mi?

Ve beni, makam-mevki için birilerinin ipimi gevşettiği kadar özgür olmakla itham ediyorsunuz, öyle mi?

Sayın Murat ŞİT, yukarıda sıralanan unvanlarınız ve görevleriniz kendi özgeçmişinizden alınmıştır. Anladığım kadarıyla bana karşı hiddetlenerek celallenmenizin geri planında yatan derin mana aslında koyu renkte büyük harflerle yazdığım sözcüklerde saklıdır. Bir başka ifadeyle, nasıl bir vazgeçilmezlik ve özelliğe sahip olduğunuzu ve HAK ederek KAZANDIĞINIZ bu unvan ve sıfatları kaybetmemek için kimlerin çanağından beslendiğinizin malumu olduğu ve ipinizin nerelerde kimlerin elinde olduğunu bildiğiniz için mesafeyi dengede tutmaya çalışma gayretlerinizdir.

Artık maruz kaldığınız bu telegramdan derhal kurtulmanız gerekmektedir. Yüce Mevla’dan niyazım bir an önce titreyerek kendinize gelmenizdir. Şunu iyi kavramalısın Murat Bey, İslam ruhbaniyet, teokrasi, ruhani hükümet, kilise gibi kavram ve kurumları yok sayar ve kula kul olmak yerine Allah’a kul olmayı vaz eder. Girmiş olduğun yanlış yoldan ivedilikle dönmeli ve nedamet getirmelisin.

Madem söz sonunda kıssadan hisse paylamak adettendir. Bu da naçizane size bir kıssa olsun. Alabildiğin kadar heybene doldur.

Kumandanlarından biri bir zafer dönüşü Halife Hz. Ömer´in huzuruna çıktı. Yanında kısa boylu, tıknaz biri bulunuyordu. Hz. Ömer “Bu kim ” diye sordu.

Kumandan anlattı:

– “Efendim bu benim sağ kolumdur. Hangi görevi verdimse başarı ile tamamladı. En gizli haberleri yerine ulaştırdı. Bazen bir orduya bedel hizmet gördü. Zaferlerimi onun sayesinde kazandım diyebilirim.”

Aradan zaman geçti, aynı kumandan halifenin huzuruna yeniden çıktı. Ama mağlup bir kumandan olarak Halife sordu:

– Hani sağ kolun nerede

– Sormayın ya Ömer, ihanet etti, düşman tarafına geçti.

Hz. Ömer bu defa konuştu:
– “Allah´tan başka hiç kimseye dayanmamak gerektiğini geçen sefer söyleyecektim vazgeçtim. Bir musibet bin nasihatten yeğdir diye düşündüm.”

İsrafil BAYRAK
Türk Eğitim-Sen Artvin Şube Sekreteri

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir