2016-2017 Eğitim-Öğretim Yılı Sorunlarla Başlıyor

2016-2017 Eğitim-Öğretim Yılı Sorunlarla Başlıyor

Türkiye Kamu-Sen ve Türk Eğitim-Sen Artvin İl Başkanı İsrafil BAYRAK’ın, okulların açılması dolayısıyla yaptığı basın açıklamasıdır.

2016-2017 Eğitim-Öğretim Yılı başlıyor. Türk Eğitim-Sen olarak 2016-2017 Eğitim-Öğretim Yılının hayırlara vesile olmasını temenni ediyor; tüm öğretmenlerimize, eğitim çalışanlarımıza ve öğrencilerimize başarılar diliyoruz.

Yeni eğitim-öğretim yılına adım atarken başta Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı ve İl Milli Eğitim Müdürlüğü yetkililerinden talebimiz; sendikamızın dile getirdiği eksikliklere, yanlışlıklara kulak kabartmaları, taleplerimizi dikkate almalarıdır. Bu; eğitimin geleceği, çocuklarımızın, eğitim çalışanlarının huzur ve mutluluğu,  kaliteli, verimli bir eğitimin sağlanması için çok önemlidir.

TÜRK EĞİTİM-SEN SÖZLEŞMELİ VE MÜLAKATLA ÖĞRETMEN ALIMINA KARŞI ÇIKMAKTADIR. AÇTIĞIMIZ DAVANIN LEHİMİZE ÇIKMASINI UMUT EDİYORUZ.

Bilindiği gibi Milli Eğitim Bakanlığı KHK yayınlayarak yeniden sözleşmeli öğretmenliği getirdi. 2011 yılının Haziran ayında kaldırılan sözleşmeli öğretmenliğin geri getirilmesi, bu öğretmenlerin alımının mülakat ile yapılması eğitim camiasında infial yarattı. Türk Eğitim-Sen olarak dün de söyledik, bugün de söylüyoruz, yarın da söyleyeceğiz; öğretmenlerin mülakat ile sözleşmeli olarak atanmasını doğru bulmuyoruz. Sözleşmeli ve mülakat sistemi ne doğuda ve mahrumiyet bölgelerinde öğretmen tutmanın yoludur, ne de Fetö ya da diğer bölücü örgütlere üye insanları tespit edebilmenin yoludur. Öğretmenle rçok sıkı bir güvenlik taramasından geçirildikten sonra KPSS puan üstünlüğüne göre kadrolu olarak atanmalıdır. Zira doğuda, mahrumiyet bölgelerinde öğretmen tutmanın yolu bellidir. Siz öğretmenlere zorunlu hizmet tazminatı ödeyin, bakın bakalım o bölgelerde öğretmen açığı kalıyor mu? Yine amaç, öğretmenlerin performanslarını ölçmek ise, o halde neden kadroya alınmaları için 4 yıl boyunca bekleyeceklerdir? Zaten öğretmenler 1 yıllık bir performans sürecinin ardından kadroya alınmaktadır. 1 yıllık süre,  performansın belirlenmesi için yeterli değil midir?

Sözleşmeli öğretmen alımı için mülakatlar yapılmıştır. Sonuçlar 28 Eylül tarihinde açıklanacaktır. Ancak “mülakat komisyonları hak ve adalet ölçüsünde puanlar mı verdi, mülakatlar adil ve şeffaf mı yapıldı?” sorusuna tam anlamıyla evet cevabı vermemiz mümkün değildir. Hatırlanacağı üzere yönetici atamalarında oluşturulan komisyonların puanları nasıl ve neye göre verdiği hala hafızalarda tazedir. Benzer haksızlıkların, hukuksuzlukların sözleşmeli öğretmen alımında da yaşanmayacağının garantisini kim, nasıl verecektir? Dolayısıyla dikkat edilmesi gereken husus; Milli Eğitim Bakanlığı’nda bir paralel yapı temizlenirken, yeni bir paralel yapı yaratılmaması noktasında gayret sarfedilmesi olmalıdır.

Türk Eğitim-Sen olarak sözleşmeli ve mülakat esasına dayalı bir öğretmen alımına karşıyız. Çünkü;

-Sözlü sınavın ne olduğunu Türkiye’de bilmeyen yoktur. Siz sözlü sınav derseniz, işin içine torpil girer, yandaşlık girer, tehdit girer, şantaj girer, baskı girer, istismar girer, dayatma girer. Şu da unutulmamalıdır ki; daha önce uygulanan sözleşmeli öğretmen alımında sözlü sınav uygulanmamış, öğretmenler sadece KPSS puan üstünlüğüne göre atanmıştı.

-Mülakat ile birlikte KPSS’de yüksek puan alanlar atanamazken; daha düşük puan alanların atanması kolaylaşmaktadır. Bu ve bundan sonraki tüm mülakatla öğretmen alımlarında torpil listeleri elden ele dolaşması, siyasi partilerin il ve ilçe teşkilatlarının devreye girmesi, adamını bulanın sözleşmeli öğretmen olması kaçınılmaz olabilecektir. Hatırlarsanız, yönetici görevlendirmelerinde mülakatla getirilen okul yöneticilerine hepimiz tanıklık ettik. Nerede biat eden, kula kulluk yapan, yandaş olan varsa hepsi yönetici olarak atandı; yandaş olmayanlar, okullarını başarıdan başarıya koşturan, ödül üzerine ödül alan, bileğinin hakkıyla bu makamlarda oturan birçok idareci görevlerinden alındı. Sonuç itibariyle bugüne baktığımızda benim adamım olsun mantığıyla kamuya doldurulan insanların bir kısmının Fetö ile bağlantılarının tespit edilerek, meslekten ihraç edildikleri görülmektedir. Bakanlığın bu noktada çok uyanık davranması zorunludur. Çünkü mülakat her zaman istismara zemin hazırlar. Öte yandan sözleşmeli ve mülakatla öğretmen alımının bir başka sakat noktası ise şudur: Sözleşmeli öğretmenlere okullarda baskı uygulanacak, dayatmalarda bulunulacak, ‘Şu sendikaya üye ol ya da şu sendikaya üye olursan kadroya alınırsın, üye olmazsan kadroya alınmazsın’ denilecektir.

-Sözleşmeli öğretmen alımında KPSS puan üstünlüğünün değil de, mülakat yönteminin getirilmesi,  torpili olmayanların umudu ve ekmek kapısı olan KPSS’yi onların elinden almak anlamına gelmektedir. Bu; insanların adil şartlarda öğretmen olduğu bir sistemden, torpillilerin öğretmen olduğu bir sisteme geçilmesi anlamına gelmektedir.

-Sözleşmeli öğretmenlik iş güvencesiz bir çalışma yöntemidir. Bu yöntemin bundan sonraki öğretmen alımlarında da uygulanacak olması eğitime darbe vurmaktır. Sözleşmeli öğretmenler her zaman diken üstünde olacak, kadrolu olmadıkları için işlerini kaybetme korkusu yaşayacak, geleceğe güvenle bakamayacak, özlük hakları açısından kadrolu öğretmenlerle aynı haklara sahip olamayacaklardır. Bu şekilde de biat kültürüyle beslenen öğretmen profili oluşacaktır. İş güvencesi olmayan, kaderi amirinin iki dudağı arasında olan, kadroya geçmek için yıllarca bekleyecek olan bu insanlarla köle pazarı oluşturulacaktır. Öğretmenler odasında farklı özlük haklara, farklı ücretlere sahip 3 öğretmen türünün (kadrolu, sözleşmeli, ücretli) olması öğretmenleri bölük pörçük etmektir; öğretmenler arasında çalışma barışını bozmaktır; öğretmenlerin itibarını ayaklar altına almaktır. Üstelik okullarda veliler çocuklarının kadrolu öğretmen tarafından eğitim-öğretim görmesini isteyecek, dolayısıyla huzursuzluklar yaşanacaktır.

-Sözleşmeli öğretmenler özlük hakları ile atama ve yer değiştirme yönüyle kadrolu öğretmenlerden daha farklı uygulamalara tabidir. Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz her ne kadar "Kadrolu öğretmenler ile sözleşmeli öğretmenlerin hakkı, hukuku, ücretleri arasında hiçbir fark yoktur." dese de durum böyle değildir. Belki ücret açısından fark olmayabilir ama özellikle bir yere çakılı kalmaları, 6 yıl boyunca tayin isteyememeleri onları sözleşmeli köle haline getirecektir. Bu insanları 6 yıl boyunca istediğiniz gibi kullanmak, yerinden kıpırdamasını engellemek, bir yere çakılı kalmasını sağlamak adaletli bir devlet politikası mıdır?

-Öte yandan şu hususu da gündeme getirmek istiyoruz: Bilindiği gibi özel dershanelerde ya da etüt merkezlerinde 6 yıl çalışan öğretmenler KPSS şartı aranmaksızın sözleşmeli öğretmen olarak atanacaktır. Sözleşmeli öğretmen alımlarında en yüksek KPSS puanına sahip 3 katı aday sözlü sınava alınacakken, dershane ya da özel etüt öğretmenlerinin atanmasında hiçbir şekilde KPSS şartı aranmaması haksızlık içinde yeni bir haksızlık doğurmaktır. Sözleşmeli ve mülakatla öğretmen alımı zaten ucube bir uygulamayken, dershane ve etüt öğretmenlerinin KPSS şartı aranmaksızın mülakatla alınması eğitimimiz açısından çok acı verici bir durumdur.

Elbette ülkemizin içinde bulunduğu sürecin ne kadar zor olduğunun farkındayız. Ancak bunu bir fırsata çevirmek büyük bir haksızlıktır. Bu ülkeyi seven, demokrasiye gönülden bağlı, eğitimli, donanımlı yüzbinlerce vatan evladı vardır. Öğretmenlerin çok hassas yapılacak bir güvenlik araştırmasının ardından kadrolu atanması her şeyden önce eğitime ve bu ülkenin öğrencilerine büyük bir katkıdır.

İşte tüm bu nedenlerden dolayı sendikamız sözleşmeli ve mülakat uygulamasına dava açtı. En kısa zamanda davanın sonuçlanmasını ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın dava sonucuna göre hareket etmesini bekliyoruz. Bu uygulama ucubedir, çünkü başarı sadece mülakat puanına göre tespit edilmektedir. Benzeri durum şube müdürlüğü sınavında da yaşanmış, yargı sadece mülakat puanı ile atamanın hukuka uygun olmadığına, yazılı sınav+mülakat ortalamasına göre işlem yapılmasına karar vermişti.

2017 YILINDA 100 BİN ÖĞRETMEN ALIMI YAPILMALIDIR. ÜCRETLİ ÖĞRETMENLİK KALDIRILMALIDIR.

Milli Eğitim Bakanlığı, personelinin en fazla açığa alındığı Bakanlıktır. MEB, 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında meslekten ihraçlar nedeniyle 15 bin sözleşmeli öğretmen alımı gerçekleştirecektir.

Milli Eğitim Bakanı İsmet Yılmaz,15 bin öğretmen alımına ilaveten tekrar 15 bin öğretmen daha alınacağını açıklamıştır. Türk Eğitim-Sen olarak; son gelişmelerin ardından 30 bin öğretmen alımı daha yapılmasını destekliyoruz. Ancak bu sayıyı yeterli bulmuyoruz. Bilindiği üzere son olarak 11 bin 500 öğretmen daha açığa alınmıştır. Öte yandan kapatılan okullardaki öğrenci sayısı, ücretli öğretmen görevlendirmeleri ve ülkemizdeki öğretmen açığı hesap edildiğinde öğretmen alımlarının yetersizliği bir kez daha görülecektir.

Türkiye’ de ücretli öğretmen sayısı 75 bin civarındadır.  Ücretli öğretmen alımı eğitimimizi geriye götüren bir uygulamadır. İş güvencesine sahip olmayan, girdiği ders başına ücret alan, özlük hakları olmayan ücretli öğretmenler bu ülkenin kanayan yarası haline gelmiştir. Üstelik iki yıllık meslek yüksekokulu ya da açık öğretim mezunları bile ücretli öğretmen olarak derslere girmekte ve eğitimin kalitesi yerlerde sürünmektedir. Sendikamız kadrolu öğretmen alımı dışındaki uygulamalara karşı çıkmaktadır. Türk milli eğitimini 40 yıl geriye götüren bir uygulama olan ücretli öğretmen görevlendirilmesi ivedilikle sona erdirilmelidir.

Bu minvalde sendikamızın talebi; Şubat ayındaki atamalara ilaveten, 2016 yılının sonuna kadar 50 bin öğretmen alımı daha yapılmasıdır.Ayrıca2017yılında da 100 bin öğretmen alımı gerçekleştirilmelidir. Ancak bir kez daha yineliyoruz; öğretmen atamalarında mülakat hiçbir şekilde yapılmamalı, tüm öğretmenler KPSS puan üstünlüğüne göre ve kadrolu olarak atanmalıdır.

Öte yandan Hükümet açığa alınan ancak, KHK da ismi çıkmayan öğretmenleri hızla göreve iade etmeli, ihraç edilenleri hızla yeniden değerlendirmelidir.

KHK'da ismi olmayan 15 bin öğretmen hemen göreve iade edilmeli, illa soruşturma inceleme yapılacaksa görevde yapılmalıdır. Öğretmensiz olmaz.

İhraç edilen tüm memurlar ve öğretmenler itirazları doğrultusunda ciddi bir soruşturmaya tabi tutulmalı, tüm ihraç kriterleri bir daha gözden geçirilmelidir.

KAMUDA AÇIĞA ALMALAR SAĞLAM BİR SORUŞTURMAYA DAYANMALIDIR; ART NİYETLİ KİŞİLERİN YAKLAŞIMLARINA KARŞI DEVLETİMİZ UYANIK OLMALIDIR.

15 Temmuz’da yaşanan hain darbe girişimi Türk milletinin birlik ve beraberliğini hedef almıştır. Ancak milletimiz bu kalleş ve alçak saldırıya geçit vermemiş, el birliğiyle bu belayı ülkemizden defetmiştir. Çok şükür ki, bu darbe girişiminde kazanan demokrasimiz ve Türk milleti olmuştur. Öncelikle 15 Temmuz demokrasi şehitlerimize de bir kez daha Allah’tan rahmet diliyoruz. Ruhları şad olsun.

Bu alçaklığın ardından kamuda Fetö’ye yönelik operasyonlar yapılmaktadır. Bu kapsamda tüm kurumlarda açığa alınan, meslekten ihraç edilen kamu çalışanlarımız olmuştur. Darbelere her daim karşı duran, demokrasi çizgisinden asla ayrılmayan ve bu nedenle demokrasiye tıpkı bayrağımız, vatanımız gibi sahip çıkan Türk Eğitim-Sen, darbeye ve terör örgütüne karşı devletimizin attığı adımların her zaman yanındadır.

Öte yandan meslekten ihraç edilen kamu çalışanları ve öğretmenlerden çok sayıda telefon almaktayız. Sendika olarak masum insanların ve ailelerinin bu süreçten zarar görmemesi, adalet önünde kendilerini savunabilmeleri, başları dik bir şekilde dolaşabilmelerini çok önemsiyoruz. Zira bu bir onur, gurur meselesidir. Açığa almalarda akabinde meslekten ihraçlarda siyasi, ideolojik ve sendikal tercihlerin etkisi olmadığı görülmektedir. Ancak ne yazık ki bu işlemler sırasında bazen hatalar yapılmakta ya da art niyetli kişilerin yanlı yaklaşımı söz konusu olabilmektedir. Hatta Cumhurbaşkanı Erdoğan da “Fetö’cü diye suçlananlardan bazılarının hiç alakası yok” diyerek tepkisini dile getirmiş; Başbakan da, “Şüphesiz yanlış hesap Bağdat'tan döner. Bu çalışmalar tamamlandıktan sonra dönülüp bakılacak. Yapılan yanlış varsa düzeltilecek” demiştir. Böylece haksız yere meslek ihraç edilenler için umutlu bir bekleyiş başlamıştır. Tüm bunlar göstermektedir ki, ortada haksızlıklar, hukuksuzluklar, iftiralar dolaşmaktadır ve devletin üst makamları ise bu yaşananlara karşı aklıselim bir tavır içindedir.

Biz de konuyla ilgili sendikamıza gelen her şikayetleri değerlendiriyoruz. Dava açmak isteyen masum üyelerimize sendikamız hukuki destek vermektedir. Türk Eğitim-Sen olarak herkesin işini daha titiz yapmasını, OHAL’i fırsata çevirenlere izin verilmemesini, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bu yöndeki kaygılarının dikkate alınmasını, itiraz merkezlerine ulaşan dilekçelerin titizlikle değerlendirilmesini, günahsız insanların mesleğe geri döndürülmesini istiyoruz. Bu ülkenin Cumhurbaşkanı “At izi it izine karıştı” diyerek, tepki gösteriyorsa, kendini bilmez işgüzarların da bundan ders çıkarması gerekir.

Kamuda her türlü terör örgütü unsurlarının temizlenmesi ve hukuk marifetiyle cezalandırılmasını sonuna kadar destekleyen Türk Eğitim-Sen olarak bunun yanı sıra fırsattan istifade ederek, suçsuz insanları ekarte etmeye çalışanlara karşı mücadele ettiğimizin bilinmesini istiyoruz. Ayrıca MEB’deki her türlü paralel yapının da tamamen temizlenmesi gerekmektedir. Şayet bu gerçekleşmez, tüm atamalar yandaşlığa göre yapılmaya devam ederse, MEB’deki paralel yapı tıpkı Fetö gibi devletin başına bela olacaktır.

YARGI KARARLARI UYGULANMALI, ATAMA VE GÖREVLENDİRMELER HAK VE ADALET ÖLÇÜSÜNDE, LİYAKAT GÖZETİLEREK YAPILMALIDIR.

İL/İLÇE EMRİ MUTLAKA UYGULANMALIDIR.

Öte yandan;

-Bilindiği gibi Milli Eğitim Bakanlığı’nda yargı kararlarının uygulanmaması adet haline getirilmiştir. Başta yönetici atamaları ve şube müdürlüğü atamaları olmak üzere birçok yargı kararı görmezden gelinerek, iş ve işlemler Bakanlık yetkililerinin tayin ettiği şekilde gerçekleştirilmektedir. Oysa hukuka inanan, erdem sahibi herkes yargıya saygılı olmalı, tıpkı müdür yardımcılığı ve müdür başyardımcılığı sınavında sadece yazılı sınav puanlarının dikkate alınması gerektiğine dair yargı kararına uyulduğu gibi MEB tüm yargı kararlarına saygılı olmalıdır. Yönetici atama mevzuatı değiştirilmeli, torpil, adam kayırma, yandaşlığın kamu hayatında yeri olmamalıdır. Birlik ve beraberlik vurgusunun yapıldığı, birleştirici unsurlara ağırlık verildiği bugünlerde liyakate, bilgiye, ehil olmaya önem verilmesi, yargı kararlarının uygulanması ülkeyi yönetenlerin samimiyetini de ortaya koyacaktır. İnsanların sırf makam, mevki için çıkarları doğrultusunda hareket ederek, sendikal tercihlerini belirlemesi, bu konuda kamu çalışanlarına baskı yapılması, bazı sendikaların gücü arkasına alarak, şantajla, tehditle üye kaydetmesi artık sona ermelidir. Atamalarda, görevlendirmelerde yandaşlığa, sendikal tercihlere değil; bilgiye, liyakate önem verilmelidir.

-Milli Eğitim Bakanlığı illerarası özür grubu tayinlerini gerçekleştirdi. Böylece 6500’e yakın öğretmenin mağduriyete giderildi. Hatırlanacağı üzere il-ilçe emrinin getirilmesi için Bakanlığa yazılı başvurumuz olmuş, Bakanlık yetkilileri ile görüşler yapmış, konuyu sürekli gündemde tutmuştuk. Bu noktada illerarası özür grubu mağdurlarına duyarlı yaklaşan, onların sesine kulak veren, talebimizi yerine getiren Milli Eğitim Bakanlığı’nı tebrik ediyoruz. Ancak bu karar ilçe emri yönüyle eksiktir. Bakanlık ilçe emrini uygulamadığı için yine öğretmenlerimizin bir bölümünün aile bütünlüğü sağlanamadı, öğretmenler evlat hasreti çekmeye mahkûm edildi. Sağlık ve aile bütünlüğünün korunması, Anayasa’da yer bulurken, ailenin kutsallığına, korunmasına sık sık vurgu yapılırken, aileleri paramparça edecek her tür uygulama eğitim çalışanlarını yaralamaktadır. Aynı ilin farklı ilçelerinde, aralarında her gün gidip gelemeyecekleri mesafe varken, hatta bazı ilçeler arasındaki mesafe 150-200 kilometre iken, öğretmenler nasıl sağlıklı bir şekilde eğitim-öğretim verecektir? Aklı fikri evladında olan bir öğretmen işine nasıl odaklanacaktır? Dolayısıyla Türk Eğitim-Sen olarak MEB’in ilçe emrini de getirmesini istiyoruz. İlçe emri getirilmediği müddetçe Bakanlık eksik bir uygulama yapmış olacaktır.

-Diplomaya bağlı alan değişikliği mevzuatta yer almasına rağmen ne yazık ki uygulanmamıştır. Oysa diplomasında yazan alana geçerek daha verimli çalışacağına, daha kaliteli hizmet üreteceğine, öğrencilerine daha faydalı olacağına inanan ve bu nedenle alan değişikliği talebinde bulunan çok sayıda öğretmenimiz mevcuttur. Zira alan değişikliği birçok branşta öğretmen açığını da karşılayabilecektir. Durum böyle olunca MEB’in diplomaya bağlı alan değişikliği yapmama konusundaki kararını bir kez daha gözden geçirmesini istiyoruz.

-Öğretmen, memur, hizmetli, daktilograf, teknisyen v.b. tüm eğitim çalışanları ekonomik yönden sıkıntı içerisindedir. Tıpkı diğer kamu çalışanlarımız gibi düşük zam oranlarına mahkum edilen eğitim çalışanlarımız MEB tarafından desteklenmelidir. Öğretmenlerin ek ders ücretleri artırılmalı, eğitim-öğretim yılı başında verilen Eğitim-Öğretime Hazırlık Ödeneği brüt bir maaş tutarında tüm eğitim çalışanlarına verilmeli, yardımcı hizmetler sınıfının görev tanımları yapılmalı, bu insanlar angarya işler yapmaya mecbur bırakılmamalı, öğretmenlerin ek göstergeleri 3600’e yükseltilmeli, tüm kamu görevlilerinin ek göstergeleri 800 puan artırılmalı ve yardımcı hizmetler sınıfına ek gösterge verilmelidir.

 Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

Benzer yazılar

Yanıt verin.

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir